AKDAGMADENİNİ ANLATAN TEK CÜMLE "BOZKIRIN YEŞİL BAŞKENTİ AKDAĞMADENİ"  Erhan ÖZKAN
 
 
AKDAGMADENİ
 

  Nostalji  
  Yeni Resimler  
  Memleket Sesleri  
  Memleket Türküleri  
  Kış Resimleri  
  Renkli Simalar  

AYIN YAZARI
ERDİNC
KARACA
yazıyor...
.

 

TELEFONLA TEMİZLİK AYRICALIĞI
EVDEN ALINIP EVE TESLİM  
BİR TELEFONLA TEMİZLİĞİ AYAĞINIZA GETİRİYORUZ
HALI   KOLTUK   KANEPE  ARABA KOLTUĞU

FİYATLİSTESİ:
KOLTUK TAKIMI              50 YTL
KANEPE                              10 YTL
ARABA KOLTUĞU            10 YTL
        HALI  METRE KARESİ     1,5 YTL
  
     

Adres: PTT karşısı altın otomotiv alti Akdağmadeni
Tel: 314 48 99      GSM : 0533 708 12 13

Radyomuz saat 20:00-24:00 saatleri arası yayın yapmaktadır


EFTİM KARAHİSARİTİS
(ZEKİ ERENEROL) (1884–1968)
 PAPA EFTİM KİMDİR? Türk Ortodoks         Patrikhanesi kurucusu ve Patriği Papa 1. Eftim;
-İstiklal Madalyası sahibi
-Muharip Gazi maaşı alan
-Türk oğlu Türk Eftim Erenerol'dur
 Rum adlı olmaları Rum oldukları anlamına gelmiyor. Bu konuda önemli örneklerden biri de Türk Ortodokslardan Papa Eftim’dir. Papa Eftim’in Türk Ortodoks Patrikhanesinden alınan belgesel 511030 nolu nüfus hüvviyet cüzdanı sureti şöyledir:
 Soyadı: Erenerol   Adı: Papa Eftim
 Babasının adı: Baraş 
 Anasının Adı:Mariya
Doğum Yeri: Akdağ Madeni
Dini: Ortodoks vd..
 Burada görüldüğü gibi Papa Eftim’in Ana ve Baba adı Türkçe değil Rumcadır.
Eftim Karahisaritis (1884-1968)
Türkiye Bağımsızlık mücadelesi verirken fener Rum patrikhanesi ülkenin işgaline karşı çıkmadı. Kökünün Karaman Türklerine dayandığını söyleyen 1884 Yozgat Akdağmadeni doğumlu Eftim bu yıllarda (1920 li yıllarda)  Kırıkkale’nin Keskin ilçesi metropolit vekilliğine atandı. Kısa süre sonra da patrikhanenin, Türk Ortodoksları Helenleştirilmeye çalıştığını söyleyince aforoz edildi. Bunun üzerine Eftim kendisi gibi düşünen Ortodoksları 1921 de Kayseri’de topladı.Bu toplantıyla bağımsız Anadolu Ortodoks kilisesi kuruldu.Ankara hükümeti de bu kiliseyi destekledi Karahisaritis artık papa Eftim di. Kuvay-ı Milliye’yi ve Atatürk’ü destekleyen grup “Anadolu da Ortodoks Sadası “ dergisi ile Fener Rum Patrikhanesi’ne savaş açtı istiklal madalyası verilip gazi maaşı bağlanan Papa Eftim Zeki Erenerol adını aldı.1923 de Anadolu’da ki Ortodokslarla Yunanistan’da ki  Müslümanlar arasında yaşanan mübadele her şeyi alt üst etti.Bağımsız Anadolu Ortodoks Patrikhanesi lağvedildi.Zaten cemaati de kalmamıştı.Papa Eftim ve yakınları Başbakan İsmet İnönü’nün de imzası bulunan bir bakanlar kurulu karar namesi ile mübadeleden muaf tutuldu.(Okuyunuz: Yükselen milliyetçiliğin öyküsü)İki kız ve bir erkek kardeşi Selanik yakınlarındaki Arides Kasabası’na yerleşen yanında sadece bir kız kardeşi kalan Eftim İstanbul’da yeni kilisesini yani Bağımsız Türk Ortodoks patrikhanesi’ni kuran yine Papa Eftim di.Tarih 1940 ları gösterdiğinde Fener Rum Patrikhanesi ile devletin ilişkileri düzeldi. Papa Eftim’in ise cemaati azaldı. 1965 de kriz sırasında oğulları Turgut ve Selçuk Erenerol Galata’daki Ayios İoannis ve Ayios Nikolaos kiliselerini patrikhane kiliselerine kattılar. Kiliseler devletin oluru ile akarları ile birlikte Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ne devredildi.Papa Eftim’in ölümünden sonra 1968 de büyük oğlu Turgut 1991’de de küçük oğlu Selçuk Erenerol patrik oldular. Selçuk Erenerol 2002 ‘de öldüğünde yerine oğlu Ümit Erenerol geldi. Patrikhanenin Galata ve çevresindeki 4 kilisesinden biri yol çalışmaları sırasında yıkıldı.Biri restore edildikten sonra açılamadan 2002’de yandı.Şu anda iki kilisesi bulunan patrikhanenin merkezi İstanbul Necatibey caddesinde ki Meryem Ana Kilisesi’dir.  

 

BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ

KARACAOVA (KARACAABAT)

SBUTSKA veya SBITSKA

        Yenice’den sonra yolumuz Karacaova (Karacaabat) Bölgesi. Adından da anlaşılacağı üzere Karacaova Kaymakçalan dağlarının eteklerinde gerçekten verimli bir ova. Merkez Vodina olmak üzere bu ovada 40 küsur köy var. Her taraftan su ve bereket fışkırıyor. Yunanistan’ın meyve, sebze ambarı. Yemyeşil, ekili olmayan tarlalar kıpkızıl. Gelincikler yeşilliğe ayrı bir güzellik katıyorlar. Vodina (Edessa) kent merkezine uğramadan doğrudan Sbutska’ya gidiyoruz. Sbutska’nın şimdiki adı: Aridea. Şirin bir belde. Civar köylerin de merkezi durumunda. Babası Sbutskalı olan Galip Aygün’ün elinde eski evlerinin fotoğrafı var. Evini arıyoruz. Birkaç kişiye sorduk, bilen yok. Bizi yaşlıca birine yönlendirdiler o da fotoğrafa baktı ama kesin bir şey söyleyemedi. Bu işler ayaküstü olmuyor deyip her zaman yaptığımız gibi otobüsü kasabanın merkezine park edip kahvelere yöneldik. Bir YASES çekip muhabbete başladık. Muhabbet koyulaştıkça etrafımızda kalabalıklaştı, evin yeri konusunda yorumlar çoğaldı.Sonunda Galip Aygün evin yerini bulmayı başardı.Sohbet ettiğimiz Sbutska’lılardan birisi Yoannes Hacıpandelidis. Yoannes’in ailesi Yozgat Akdağmadeni’nden. Bülent Tandoğan Papa Eftim de Akdağmadeni’nden deyince. Papa Eftim ile babasının akran ve arkadaş olduklarını, aynı okula gittiklerini, Papa Eftim’in Grigoru ve Perikles adında iki kardeşinin mübadelede Türkiye’de kalmayıp Yunanistan’a geldiklerini söyledi. Grigoru’nun 60’lı yıllarda Aridea’da belediye başkanlığı yaptığını, Perikles’in ise Vodina’ya yerleştiğini anlattı.Yoannes’in Türkçe telaffuzu çok iyi, bir iki ay Türkiye’de kalsa, Yunanistan’da doğduğuna ve Türkiye’ye hiç gelmediğine kimse inanmaz. Önümüzdeki aylarda ömründe hiç görmediği ama dilini konuştuğu ülkeye mutlaka geleceğine söz verdi Yoan.Sbutska’dan sonra bu kez Galip Aygün’ün anasının köyü olan Prıbıdışta’ya (Sosandra) gittik. Galip Aygün yine şanslıydı burada da evin yerini bulma mutluluğunu yaşadı.

 

Yükselen Milliyetçiliğin Öyküsü
Milliyetçilik köken itibariyle Avrupa’dan ithal edilen bir kavramdır. Osmanlının yönetimde dine göre çeşitlilik gösteren millet sisteminin çerçevesi, imparatorluğun çöküş döneminde, bağlı ulusların birer birer bağımsızlıklarını ilan etmeleriyle değişti. Bu dönemde Diyarbakırlı bir düşünür Ziya Gökalp, Durkheim’dan etkilenerek Türk milliyetçiliğinin ideologluğunu yaptı. Mustafa Kemal’in “fikrimin babası” olarak nitelediği Gökalp’ın görüşleri bazı değişikliklere uğrasa da, cumhuriyetin kuruluş felsefesine çok önemli etkilerde bulundu. Ziya Gökalp’ın Türkçülük, İslamcılık ve Muasırlaşma-Faydacılık ekseninde tanımladığı üç cereyan kendisini Modern bir İslam Türklüğü sentezi şeklinde gösterir. Oysa dini siyasi alanın tamamen dışına iten Kemalizm’de İslam unsuru yer bulamaz. Kendisini, Türk milletinden, İslam ümmetinden ve Garp medeniyetinden olarak tanımlayan Ziya Gökalp’ın kitapları 1938’e kadar yeni harflerle basılmamıştır.
          Mustafa Kemal ve arkadaşları, egemenliği Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi Halife Sultan’dan alıp, ulusa teslim etme çabası içerisinde, sistematik açıdan laik olmak zorundaydılar. İmparatorluğu bir arada tutan din olgusunun yönetimdeki etkisini kaybetmesi, ulusu bir arada tutacak yeni bir tutkal ihtiyacını doğurdu. Bu dönemde Türk milliyetçiliği, Anadolu topraklarında yaşayan insanları bir arada tutma ve devrimlerin ateşleyici, heyecan verici gücü olma görevlerini üzerine alarak toprak milliyetçiliği biçiminde güçlendi. Kuruluş yıllarındaki milliyetçililik vurgusunun cumhuriyetin artık sağlam temellere oturduğu 30’lardan itibaren artırıldığını görüyoruz. Milli Mücadele sırasında mecliste Sağlık Bakanının “Türklere en iyi sağlık hizmetini vereceklerinden” söz ettiği sırada beklenmedik bir şekilde çıkan Türk kimliği tartışmalarını Mustafa Kemal, “Bu memlekette Türkler de yaşamaktadır. Kürtler, Lazlar, Çerkezler de. Şimdi bu konuları konuşmanın zamanı değildir” diyerek bitirmişti. Çünkü o zaman Türkleri, Kürtleri, Lazları ve Çerkezleri bir arada tutan duygu her şeyden önce İslam’dı. Ülke düşmandan kurtarıldıktan, İslam siyasi alandan çekildikten ve yönetim otoritesi tam anlamıyla kurulduktan sonra, bu duygu yerini Türklük fikrine bıraktı. Bu fikir, devrimlerin katalizörü oldu. 1930’lardan itibaren gerçekleştirilen araştırmalar ve Mustafa Kemal’in dil-tarih çalışmalarına yoğunlaşması Türklük fikrinin bütünüyle benimsenmesini sağladı. Genç cumhuriyet, yurttaşlarını bir arada tutacak olan gücü, dünya konjonktürünü de göz önünde tutarak belirlemiş, ve bu fikir en iyi biçimde işlemişti.
        Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusumuz daha çok göçlerle artıyordu. Özellikle Balkanlardan gelen insanlar, Türkiye Türklerine katıldılar, kendilerini Kemalist toprak milliyetçiliği bağlamında Türk olarak tanımladılar ve bu ülkede kazanıp, bu ülke için çalışmaya başladılar. Öte yandan, nüfus değişimlerinde etnisiteden ziyade din olgusunun öne çıktığı söylenir. Örneğin, Karaman Türkleri, etnik bakımdan tartışmasız Türk olmalarına ve Türkçe konuşmalarına rağmen, hristiyan oldukları için mübadeleye dahil tutularak ülke dışına çıkarılmışlardır. Öte yandan,        Balkanlarda bulunan kimi Müslüman topluluklar, etnik bakımdan Türk olmamalarına rağmen, Türkiye’ye gelebilmişlerdir. Bu konu, oldukça ilginç ve araştırmaya değer bir konudur. Bizzat Mustafa Kemal’in, “Kurtuluş Savaşı’nda, tek başına bir ordu kadar hizmet etmiştir” dediği Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin dini lideri Papa Eftim cemaatinin Türk üyeleri de, cumhuriyetin nitelikli iş gücüne en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde, ülke dışına çıkarılmışlardır. Papa Eftim ve ailesi ancak Atatürk’ün direktifiyle çıkarılan bir özel kararnameyle yurtta kalabilirken, neredeyse tamamı eğitimli olan bu insanlar gidip Yunanistan’ı kalkındırmışlardır. Bu durumu açıklamak üzere ortaya atılan en geçerli kanı, devrimin lider kadrosunun durumdan tam anlamıyla haberdar olmaması olabilir.
                          Oktan Erdikmen - 15 Nisan 2006, Cumartesi 2006 Hürriyet

Fener Rum Patrikhanesine isyan

               Türk Ortodoks olduklarını ısrarla vurgulayan Kayseri bölgesindeki Hıristiyanlar, Kurtuluş Savaşının başlamasıyla birlikte, diğer Hıristiyanlardan oldukça farklı bir strateji takip ediyor. Sosyolog Dr. Dursun Ayan, 1870'li yıllarda Bulgarların, Rumlarla karıştırılmaktan ve Rumlaştırılmaktan korktukları için padişahtan milli bir kilise kurma izni aldıklarını hatırlatarak, "Bulgarların bu kaygısını Anadolu'daki Türk Hıristiyanlar da taşıyor. Onlar da aynı dönemde milli bir kilise kurulması için başvuruda bulunuyorlar ama sonuç alamıyorlar" diyerek Ortodoks Türklerin Rumlarla karıştırılma endişelerinin 1870'li yıllarda başladığını söylüyor. Ankara ve İç Anadolu Bölgesindeki Hıristiyan Türklere ise Papa(baba) Eftim liderlik yapıyor. Atatürk, Papa Eftim'e her zaman Baba Eftim olarak seslendiği için, çoğu zaman ismi Baba Eftim olarak anılmıştır. Teoman Ergene'nin "İstiklal Harbinde Türk Ortodokslar" adlı eserinde, Türk asıllı Hıristiyan Ortodokslardan Baba Eftim'in Kırıkkale'nin Keskin ilçesi Metropoliti olduğunu ve Anadolu'nun çeşitli yerlerine dağılmış olan Türk Ortodokslarla sürekli haberleştiğini belirtiyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi'nden Doç. Dr. Mustafa Ekincikli, "Türk Ortodoksları" adlı kitabında Baba Eftim'in Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi'nin kurulması için girişimlerde bulunduğunu dile getiriyor.
        Kurtuluş Savaşının henüz yeni filizlendiği dönemde Türk kökenli Ortodoks Hıristiyanlar bu amaçla, TBMM'den ve Adalet Bakanlığı'ndan izin alarak Kayseri'de bir kongre topladılar. Kongreye, Gümüşhane Episkoposu Yervasyos, Konya Metropoliti Prokobios, Antalya Episkoposu Meletios ile Anadolu ve Trakya'nın diğer bölgelerinden gelen 72 temsilci katıldı. 21 Eylül 1922'de toplanan kongrede Türk Hıristiyanlar Türk Ortodoks Patrikliğinin kurulmasını kararlaştırdılar. "Milli Mücadelede Kayseri" adlı çalışmasında Zübeyir Kars, bu toplantıya Mutasarrıf Muammer Bey, Mevki Kumandanı ve Kalem Reisi Miralay Abdullah Bey ve sonraki yıllarda TBBM'de Eskişehir Milletvekili olan Türk asıllı Ortodoks Umumi Katip Bodrumi İstimad Zihni Özdamar Efendi'nin de katıldığını belirtiyor.
              Yunanistan'ın Batı Anadolu'da işgal faaliyetlerine girişmesiyle birlikte İstanbul Fener Rum Patrikhanesi, Anadolu'daki tüm Hıristiyanları Yunanistan lehine faaliyette bulunmaya davet ediyor. Dr. Dursun Ayan, Fener Rum Patrikhanesinin Anadolu'daki Hıristiyanlara yaptığı çağrının ciddiyetini Atatürk'ün Nutku'ndaki önemli bir ifade ile açıklıyor: "Atatürk Nutuk'ta Mavri Mira'nın Fener Rum Patrikhanesinde hazırlandığını söylüyor. Fener Rum Patrikhanesi, Ortodoks ders kitaplarının içeriğinde Türk aleyhtarı düzenlemelere giderek Milli Mücadele safları oluşmadan Yunanistan'ı desteklemeye karar vermişti zaten. Rum kökenli olmayan diğer kiliselere de bunu kabul ettirmeye çalıştı. Ancak bir kısmı bu oyuna gelmedi."
Çerkez Ethem tanıştırdı
Kayseri'deki toplantıda Türk Hıristiyan Ortodokslar, Fener Rum Patrikhanesinin baskılarına rağmen Kurtuluş Savaşında Milli Mücadele saflarını seçtiler. Türk Ortodoksların Anadolu'daki bu hareketi Atatürk'ün takdirine mazhar oldu. Papa Eftim'le tanışmak isteyen Atatürk, 4 Eylül Sivas Kongresinden önce Papa Eftim'i Sivas'a davet ederek uzun uzun sohbet etti. Mustafa Kemal ile Papa Eftim'in biraraya gelmesini ise çok ilginç bir isim sağlamıştı: Çerkez Ethem. Papa Eftim'in oğlu ve Türk Ortodoks Cemaati Lideri Selçuk Erenerol, "Atatürk, Anadolu Hıristiyanlarının Kayseri'deki toplantısını yakından takip ediyor. Babamla tanışmak isteyince, Akdağmadeni'nden (Yozgat) yakın komşumuz Çerkez Ethem bu görüşmeyi sağlıyor" diyerek anlatıyor bu konuyu.


Papa Eftim TBMM önünde konuşma yaparken.
Kiliseden çıkıp İstiklal Harbine gittiler
         Kayseri'deki kongreye katılan Hıristiyan Türk çevreleri Milli Mücadelede Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer alırlar, gerekli desteği verirler. Türk Hıristiyan Ortodoksların önderi Baba (Papa) Eftim'e, Kurtuluş Savaşına verdiği destekten ötürü bizzat M. Kemal Atatürk tarafından İstiklal Madalyası verilir. Büyük Taarruzdan önce Ankara'da ilk toplanan TBMM bahçesinde, Atatürk'ün de hazır bulunduğu bir miting sırasında halka seslenen Papa Eftim, İncil'den bir pasaj okur: Papa Eftim TBMM önünde ki konuşmasından bir parça:
"Düşmanlarımızın her şeyi var, ancak bizim silah ve cephanemiz yok. Fakat göğsümüzde imanımız var, mutlaka kazanacağız. Yaşasın muzaffer Türk Ordusu!" Bağımsız Türk Ortodoks Patriği Selçuk Erenerol'un babası olan Papa Eftim, Kurtuluş Savaşına verdiği destekten sonra Atatürk'ün şu sözlerine mazhar oldu: "Baba Eftim, bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir."
Atatürk- Papa Eftim dostluğu
           Çerkez Ethem'in Yozgatlı olduğunu bilen çoktur ancak onun Türk Ortodokslarının dini lideri Papa Eftim'in hane komşusu olması ilginç bir tecelli. Fener Rum Patrikhanesinin Yunanistan'ı destekleme konusundaki baskılarına ve çabalarına rağmen Papa Eftim ve 72 kilisenin Milli Mücadele saflarına katılmasının Mustafa Kemal'i bir hayli etkilediği biliniyor. Çerkez Ethem aracılığı ile Papa Eftim ile Sivas'ta tanışma imkanı bulan Mustafa Kemal, Selçuk Erenerol'a göre 1924 yılında Papa Eftim'den Fener Rum Patrikhanesinin başına geçmesini istiyor. Cemaatin halen dini lideri görevini yürüten Selçuk Erenerol, babasının Atatürk ve arkadaşlarının bu teklifini, "Benden üstün dini ruhbanlar dururken, benim o makamı doldurmam mümkün değil" diyerek geri çevirdiğini söylüyor. Ancak Papa Eftim, Atatürk ve arkadaşlarına Yunanistan'ın göndereceği patriğin özelliklerinin ne olması gerektiği konusunda 11 maddelik bir rapor veriyor. Papa Eftim'in, patrik için birinci şart olarak Yunanistan'da kral taraftarı olması gerektiğini ileri sürmesi dikkat çekiyor. O dönemde Kral taraftarı din adamlarının Yunan Hükümetinden farklı görüşlere sahip olduğu biliniyor. Papa Eftim'in, atanacak patriğin Yunan Hükümetinin kirli emellerine alet olmaması için böyle bir istekte bulunduğu tahmin ediliyor. Ancak Atatürk'ün ısrarından sonra Papa Eftim, yardımcısı Yakup ile birlikte Fener Rum Patrikhanesine giderek, bir anlamda yönetime el koyuyor. Ankara Hükümeti dış baskılara dayanamayıp kendisini geri çekinceye kadar orada kalıyor.
Lozan'da verilen ödül(!)
             Kurtuluş Savaşında dindaşlarını değil de, kendi ırkından olan Türkleri destekleyen Türk Hıristiyanlarını, savaşın kazanılmasından sonra büyük ve acı bir sürpriz bekliyordu. İsmet İnönü'nün Türk delegasyonuna başkanlık ettiği Lozan görüşmeleri sırasında 30 Ocak 1923 tarihinde varılan anlaşmayla, Anadolu'daki Hıristiyan Ortodoksların, ırkına ve kişisel isteklerine bakılmaksızın karşılıklı değişime tabi tutularak Yunanistan'a gönderilmesine karar verildi. Mübadeleye tabi tutulan insan sayısı konusunda abartma olmadığını belirten Dr. Dursun Ayan, "Mübadeleye tabi tutulan nüfusun küçük gösterilmesi her iki ülkenin de işine geliyordu. Bu insanlık dramında Türkiye kendi yüreğine su serperken Yunanistan kendi demografyası açısından bu konuda tartışma bile yapmadı. Rakamın fazla olma ihtimalı elbette var" diyor. Doğan Avcıoğlu, "Türkler'in Tarihi" adlı eserinde Karamanlıların değişime tabi tutulmasının tartışmaya açık bir konu olduğunu ve mübadelenin yapıldığı yıllarda da bu tartışmanın yaşandığını belirtiyor. Bernard Lewis'ye göre, 1924 ve 1930 yılları arasındaki değişimin, Türk-Grek değişimi değil, Grek Ortodoks-Osmanlı İslam değişimi olduğunu söylüyor: "Bu değişim Anadolu Ortodoksları için vatana kavuşma değil, gurbete sürgündür."
            Kayseri, Karaman, Trabzon, Sivas, Konya, Yozgat ve Ankara'da toplanan Hıristiyan Türkler trenlerle Yunanistan'a gönderiliyorlar. Yürek paralayan sahneler yaşanıyor; "Biz sizdeniz, göndermeyin" yalvarmaları, Lozan Anlaşmasının kararlılığında Ankara'ya kadar ulaşmıyor bile.
          İçlerinden sadece bir aileye özel bir ayrıcalık tanınıyor. Bir tek Baba Eftim ve ailesi (Erenerollar) bu zorunlu göçten muaf tutuluyor. Atatürk'ün isteği ile o dönemde TBMM'den şu özel kanun çıkarılıyor: "3 Ağustos 1924 tarihli Papa Eftim teskeresi. Papa Eftim efendinin harekat-ı milliyenin gidişatından beri Türkiye davasıyla alakadar görülmesi ve Patrikhane ile arasındaki vaziyet nazarı itibara alındığı takdirde efrad-ı ailesinin mübadeleye tabi olması düçar-ı felaket olacağı muhakkak bulunduğundan bir karar ittihazı talebini havi Dahiliyet Vekale-i Celilesinin 2.8.1340 tarih ve Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti'nin 3798 nolu teskeresi üzerine mumaileyh Papa Eftim ve ailesinin İstanbul'da yerleşmesine müsaade itası icra vekilleri heyetinin 3.8. 1340 tarihli ictimasında karargir olmuştur."
Ancak Baba Eftim'in kendi ırkdaş ve dindaşlarının gönderilmesine neden tepkisiz kaldığı da tam olarak bilinmiyor. Zaten bir süre sonra Anadolu'da Hıristiyan Türk azınlığı kalmadığı için Anadolu Türk Ortodoks Patrikliği Kayseri'den İstanbul'a taşınmak zorunda kalıyor.
             Yunanistan'a gönderilen Türk Hıristiyanlar Türkiye'de Rum olarak adlandırılıp mübadeleye tabi tutulurken, Yunanistan'da da "Turko Sporos-Türk tohumu" diye aşağılanarak Yunanlı olarak kabul edilmediler. Gittikleri Batı Trakya'da, biraz da Anadolu'yu hatırlamak için olsa gerek, "Karaman" adını verdikleri bir yerleşim birimi kurdular. Yunanistan'da Batı Trakya Türklerinden daha fazla horlanan ve ayrıma tabi tutulan Türk Ortodoks Hıristiyanların bir çoğunun daha sonra Avrupa'nın çeşitli ülkelerine dağıldığı biliniyor.
İkincisi "Tehcir"di
    Atatürk'ün özel izni ile mübadeleden ayrı tutulan Papa Eftim ve 50 kişiyi bulan yakınları önce Ankara'ya getirildiler. Ardından İstanbul'a götürülerek Karaköy yakınlarına yerleştirildiler. 1964 yılına gelindiğinde Anadolu'da Türk kökenli Ortodoks kalmamıştı. Ancak mübadeleden uzak tutulan İstanbul'da Türk kökenli Ortodoksların sayısı azımsanmayacak kadar fazlaydı. Üstelik bu insanların büyük bölümü ticaret ve sanatta Müslüman Türklerle kıyaslandığında çok daha zengin durumdaydı.
         Yunanistan ve yerli işbirlikçileri Kıbrıs'ta kanlı olayları başlatınca dönemin başbakanı İsmet İnönü, Yunanistan'a iyi bir ders olur niyetiyle İstanbul'daki Rumların sınırdışı edilmesini gündeme getirdi. Papa Eftim İsmet Paşa ile Taşlık'taki evinde görüşerek ikinci bir Lozan faciasının yaşanmamasını istedi. İsmet Paşa ile Papa Eftim arasında sert tartışmaların yaşandığı da biliniyor. Ancak İsmet Paşa kararlıydı. Tıpkı Lozan'da olduğu gibi 1964 yılında da insanların kökenine bakılmaksızın, din unsuru dikkate alınıp yaklaşık 70 bin kişi sınırdışı edildi. Selçuk Erenerol'a göre bu rakam 86 bin olup 15-20 bini hariç hepsi Türk'tü. Ağırlık kazanan rakam ise 50 bin. Mübadeledeki gibi toplu halde trenlere bindirme değil, tek tek toplayıp sınırdışı etme vardı bu defa.
           Papa Eftim Türkiye lehine yaptığı çalışmalardan sonra Yunanistan'da istenmeyen adam ilan edilmişti artık. İstanbul'daki diğer Hıristiyan cemaatlerin aksine Türk Ortodoks Kilisesi mensuplarının Yunanistan'la ilişkileri bugüne kadar düzelmedi. Selçuk Erenerol, babasına Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanistan'ın yanında yer alması için çok büyük baskılar yapıldığını söylüyor: "Eğer babam Yunanistan'ın istediğini yapmış olsaydı, bugün Atina'da heykeli dikilmiş olacaktı."
       İstanbul'da kalan Türk Ortodokslar Yunanistan'daki akrabalarının durumunu bir kaç kez dünya gündemine getirmeye çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Çünkü Yunanistan'a gönderilen Türk Ortodokslar, orada üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görüyordu. Papa Eftim, 1960'lı yıllara gelindiğinde Yunanistan'daki dindaşlarının trajik öykülerinin de etkisiyle felç geçirdi. Yunanistan'a gönderilen Türk Ortodoksların daha sonra İsviçre, Fransa, ABD gibi ülkelere göç ettikleri biliniyor. Bu ülkelere göç eden Türk kökenli Hıristiyanların Rumlardan kız almamak için özen gösterdikleri de kendilerinin ifadesi.
       Yunanistan'a gönderilen Türk Ortodoksları her yaz, Kayseri'nin Zincirdere yakınlarındaki ilk Türk Ortodoksları kongresinin yapıldığı kiliseyi hala ziyaret etmeye devam ediyorlar.
*Katkılarından dolayı Dr. Dursun Ayan'a teşekkürler.(E.Y)
Dr. Dursun Ayan (Sosyolog): Türkler semavi dinlere ilgi gösterdi
Türk Kültür tarihini daha gerilere ve Anadolu dışına götürdükçe din temelinde bazı ayrımları hem kronolojik olarak hem de coğrafi olarak gözden geçirmek gerekir. 8-9. yüzyılda İslamiyeti kabul eden Türkler, Anadolu'yu fethederek İslam tarihinin seçkin bir cephesini Selçuklu, Osmanlı desteği ile oluşturmuşlardır. Müslümanlık ile Türklüğün beraber anılması bu tarihi gelişimin sonucudur. Anadolu'nun Müslüman Türkler tarafından fethinden öncesine gidildiğinde Türklerin İslamiyet öncesi tarihi karşımıza çıkar. Türk Hıristiyanlığının kökleri burdadır. Kaldı ki Malazgirt öncesi göçlerde Anadolu'da Türklerin Hıristiyanlık gibi bir semavi dini kabul etmesi normaldir. Semavi dinler Türk milletinin kültürel anlayışına uygundu. "Her dini bir alfabe izler" ilkesi dikkate alınırsa Grek alfabesinde yazılmış belgeler buna güzel bir örnektir. İster İslamiyet döneminde olsun, isterse daha önceki bir dönemde, Anadolu'daki Türklerin tarihi Karadeniz'in kuzeyinde dikkate değer bir canlılık göstermiştir. Hazar Türklerinin bir diğer semavi din olan Museviliği kabulü, her ne kadar tüm Hazar federasyon nüfusu Musevi olmasa da tarih ve kültür açısından ilginç bir olaydır ve bakiyeleri hala vardır. Bugün dünya Türkleri büyük bir çoğunlukla Müslümandır ve İslam kültürüne katkılarıyla tarih oluşturmuşlardır.
Selçuk Erenerol (Bağımsız Türk Ortodoks Cemaati Lideri 2002 de öldü): İnönü, babamı dinlemedi
     Osmanlı'dan kalma bir yanlış olarak Rumlukla Hıristiyanlık hep karıştırıldı. Biz Türküz ve Milli Mücadelede Fener Rum Patrikhanesinin baskılarına rağmen Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer aldık. Babamın Atatürk'le arası iyiydi. O dönemde Fener Rum Patrikliği babama teklif edildi ama babam kabul etmedi. Ancak Lozan'da İsmet İnönü büyük bir hata yaptı; Anadolu'daki tüm Ortodokslar toplanıp Yunanistan'a gönderildi. Bu insanlar orada daha feci şekilde aşağılandı ve dışlandılar. Atatürk'ün özel izni ile babam ve aile efradı Türkiye'de kaldı. 1964 yılında İsmet İnönü ikinci hatasını yapıp İstanbul'daki 86 bin Hıristiyanı Yunan uyruklu diye bu ülkeye gönderdi. Kıbrıs'taki gerilime karşılık bunu yaptığını söylediğinde babam, Taşlık'taki evinde İnönü'ye, "Lozan'da bir hata yaptın, ikinci hatayı yapma" dedi ama dinletemedi. Oysa gönderilen 86 bin kişiden sadece 15-20 bin kişi Yunan uyrukluydu. Şu anda cematimiz 250 kişi. Fener Rum Patrikhanesi ile ilişkilerimizin çok sağlıklı olduğunu söylemek güç ama bir iki defa görüştük. Protestan Kilisesi ile ilke olarak ayrıldığımız noktalar var. Bugün onların 2 bin 500 civarında misyoneri Anadolu'nun dört bir yanında Müslüman çocukları din değiştirmeye zorluyor. Baba nasihati olarak biz bunu hiç yapmadık ve yapmayız. Babam bize böyle nasihat etti. Ateistlerin bir dini benimsemesi önemli. Müslüman çocukların değil. Onların zaten bir dini var.
         Papa Eftim bir muhtırasında şöyle seslenmiştir Bazı Türk gazetecileri beni Türk dostu Papa Eftim diye tanıtmak istediler. Kendilerine bunun bir çok defa izaha çalıştım. Bir yabancı, Türk dostu olabilir. Fakat benim gibi halis bir Türk'ün, bir yabancı yanlışlığını Türk dostu gösterilmesinden incinmemek elde değildir. Ben Türk dostu Eftim değil, Türk oğlu Türk Eftim'im. Biz Hıristiyan Türkler de, bütün milletimizle beraber milli istiklalimize kavuştuk ve şimdi övünüyoruz - Ne Mutlu Türküm diyeneİlk Büyük Millet Meclisinin önünde düzenlenen bir miting sırasında, Mustafa Kemal'in isteğine uyarak Meclis'in bahçe duvarının üzerine çıkıp söylediği nutuk, büyük Atatürk'ün de takdirine mazhar olmuş  dinleyenleri hayret ve coşku içinde bırakmıştır. Nutkunu, "Yaşasın muzaffer Türk Ordusu ve Milleti" sözleriyle bitirmiştir

 

Erhan Özkan Kimdir?



admin@yesilakdag.com


WebMaster ErDiNç KaRaCa
erdinckaraca@hotmail.com 0505 836 30 00