AKDAĞMADENİ İLÇESİNİN TARİHİ
BURAM BURAM TARİH KOKAR BENİM MEMLEKETİM |

|

|

|

|

|

|

|

|

|
ilcemizin çevresinin tarihi M.Ö. 2000 yılında Anadolu’da ilk siyasal birliği kuran
Etiler’le başlar. Çevre Etilerin en yoğun yerleşme yerlerinden biriydi. Etilerin(Hitit)
Başkenti Hattuşaş (Boğazköy) İlçemize yakın olan Çorum ili
sınırları içerisindedir. Eti İmparatorluğu yıkıldıktan sonra M.Ö.7. Yüzyılda
Asur egemenliği ilçemiz sınırlarına
kadar uzanmıştır. Daha sonraları
Firigya ve Lidya krallıkları buraları almak istedilerse
de başaramamışlardır. Kızılırmak’ı doğuya doğru aşamamışlardır.M.Ö. 6. Yüzyılda Pers (İran) egemenliği bütün Anadolu’yu olduğu gibi ilçemiz
Toprakla -rınıda siyasal yönetimi altına almıştır.M..Ö. 333 yılında, bütün Anadolu ve
İran gibi ilçemiz çevresi de Makedonya Kralı Büyük İskender’in yönetimine geçmiştir.
Ancak İskender’in Fethettiği topraklar, ölümünden sonra generalleri arasında
paylaşılmıştır. Kızılırmak yayı içinde kalan bölgede Kapadokya Krallığı kuruldu ve
merkezi Kayseri oldu. M.Ö.1. Yüzyılda Roma imparatorluğu, bütün Anadolu’yu istila
etti ve bu torakları da İmparatorluğa kattı. M.S 395 yılında Roma İmparatorluğu
ikiye ayrılınca İlçemiz ve çevresi tüm Anadolu ile birlikte Doğu Roma (Bizans)
yönetimine girdi. İranlı Sasaniler ile Müslüman Araplar bölgeye sık sık akınlar
yaptılarsa da buraları alamadılar. 1071Malazgirt Zaferi'nden sonra Birinci Süleyman Şah, bütün Anadolu gibi
buraları da Anadolu Selçuklu Devleti'nin sınırları içine aldı. Bir ara
Danişmetllioğullları buraları ele geçirdi. Ancak çevre daima Selçuklu Başkentine
bağlı kaldı.13.yüzyılda İlhanlıların istilasına düşen, 1308 yılında Anadolu
Selçuklu Devleti tamamen yıkılınca İlhanlı Hakanlığı’na katıldı. İlhanlıların
genel valisi olan Alâeddin Ertena Bey 1335'te Sivas'ta bağımsızlığını ilan edip
kendi
adına Ertena Beyliği’ni kurdu. 1380 de Selçukoğullarından Melik
Nüknettin bir süre
buralara egemen olduysa da bu durum kısa sürdü.
Ertena devletinin başına kadı
Burhanettin geçti. Kadı Burhanettin 1398
de öldürülünce, Yıldırım Beyazıt buraları
Osmanlı Devletine kattı. İlçemiz ve çevresi 1402-1403 yıllarında Timur istilasına
uğramış, daha sonra Osmanlı Hakanı 1.Mehmet (Çelebi) kesin olarak bölgeyi geri almıştır.
SAFAVİ DEVLETİ ZAMANIŞAH ABBAS DEVRİ:(995-1037)
ZÜL KADR:(1587-1628)
Büyük bir oymaktır. Şah Abbas'ın ölümü esnasında Zul Kadr'dan altı emir vardı.
Zul Kadr Şamlu’dan sonra ikinci sırada yer almaktaydı. Bu boyun bir obası da Akdağ
eteklerine kurulmuş SÖKLENLER’di. XVI-XVIII. Yüz yılda Oğuzların bir sağ kolu
olan Türkmenlerin Akdağ karulu,Kırklu Hisar-Beglü Kızıl-Kocalu ve Söklen'e
yerleştikleri bilinmektedir. Akdağ; Kara Tatarlar denilen Moğolların başlıca
yaşadıkları bir yerdi. Timur'un bunlardan birçoğunu beraberinde Türkistan'a
götürmesi üzerine XV Yüz yılın ilk yıllarında göçlüğe uğramasıyla buraları yurt tuttular.
Söklenler'in Boz-Ok ta ki yurtları Akdağ yöresinde bulunuyordu. Söklenler adını
Beylerinin birinden almıştır. Boy beyi ailesinden Söklen oğlu Musa'nın 1526'da
Boz-Ok ta ki Dulkadiroğulları’n dan Zünnun Oğlu ile birlikte bir isyan çıkardığı
bilinmektedir.
Söklenler'in İran'daki Zul-Kadr boyuna sonradan girmiş olmaları
muhtemeldir. ŞAH ABBAS'ın devrinde Kirman Valisi bulunan Rüstem Sultan
(1012–1603)'de Osmanlılar tarafından tutsak alınmıştır. Yine Şah Abbas
Devrinde Kirman Valisi ve mühürdar, Şah Safi devrinde koruyucu başı olan
oğlu Emir Han Söklen'e mensup oldukları gibi yine adı geçen hükümdar zamanında
ki Emirlerden Nazar Ali Bey ile Handan Kulu Bey'de aynı obada idiler.
Yukarıda anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere AKDAĞMADENİ ilçesinin
Tarihi uzun bir geçmişe sahiptir. Yapılan araştırmalara göre Oğuz Türk toplumu
24 Boydan oluşmakta, bunlardan sosyal ve Askeri teşkilatı meydana getiren
12 boy sağ kolu teşkil etmekte ve Boz-Ok adını almakta diğer 12 Boyun adı da ÜÇ OK olup sol kolu oluşturmaktaydı. Her iki Boyda Türklerin orta Asya'dan
göçünden sonra Anadolu’ya gelmiş ve yurt tutmuşlardı. Kol teşkilatlarını da uzun
süre devam ettirmişlerdir. Bu iki Boyda yaşayan oymakların bazen yan yana yaşadıkları da görülmüştür.
Ancak Orta Anadolu'da ve özenle Yozgat Bölgesinde daha çok Bozok Oymakları'nın
yerleştikleri tespit edilmiştir. Yozgat bölgesi, Orta Anadolu'nun diğer bölgeleri
gibi yayla karakteri taşımakla beraber, diğer bölgelerde görülmeyen ayrı bir özelliği olup ÖZ denilen dar ve uzun pek çok vadilerden oluşur. AKDAĞMADENİ
de bu vadilerin birinin içinde yer alır.
Bu vadilerin iklimi; yazları serin kışları ılık ve suyu ile otu bol, latif hava ve
verimli bir toprağa malik olması ve hayvan beslemeye elverişli olması, yerleşim
yeri olarak tercih edilmesine sebep olmuştur. Bu beldenin yaylacılığa elverişli
olması,onu bu kadar çabuk yetişip teşkilatlanmasını temin etmiş;civardaki kazalara
nispetle imtiyazlı bir durum sağlamıştır. Oğuz oymakları, yerleştikleri yerlere ya
boy beylerinin adını yahutta kendi boylarının adını vermişlerdir.
Yozgat Yöresinin Tarihi incelenmesi sonunda, hemen hemen bütün köy ve
yerleşim yerlerinin eski Oğuz oymakları ve Sekenesinin de Oğuz kökenli oldukları
anlaşılmıştır.
Bugünkü AKDAĞMADENİ, ilçe tüzel kişilini kazanmadan önce, şimdi
kendisine bağlı köylerinin çoğu mevcut ve meskûn ve yukarda belirtildiği üzere
her biri birer Oğuz oymağı, halkı da Oğuz Türklerinin torunları idi.Uzun bir mazisi
olan Akdağmadeni'nin bağlı bulunduğu Yozgat ili, uzun yıllar Bozok sancağı adı ile
anılan; Kayseri'yi de içine alan sancağın merkezi , kazanın şimdiki ÇEPNİ köyü
olan KARAHİSARBEHRAMŞAH Kazası idi.
İlçe merkezinin 1815 yılına kadar ormanlık olduğunu ilçemize bağlı Güneyli
Mahallesi halkının, eski pazaryerindeki havuz başına (şimdiki çok katlı otoparkın
yapıldığı alana) hayvanlarını sulamak için girdiklerinden ve buralardan odun temin
ettiklerini söylemelerinden anlıyoruz.
Akdağmadeni'nde;19.Yüzyıl ortalarında idari yetkiye de hayis simli kurşun
madeni bulunmasıyla, Maden İşletmesi Müdürlüğü kurulmuş ve burası
MADENCİLER nahiyesi olarak adlandırılmıştır. Kuruluş sebebi dolayısıyla da;
Gümüşhane, Trabzon, Arapkir, Ahıska vilayetleri ve çevre ilçelerden, sanatkâr
orman işçileri ile maden işçileri buraya gelerek ormanı kesip yerleşmeye başlamışlardır.
1815 yılına kadar ormanla kaplı bu belde, kısa zamanda kesilmeye başlanmış ve şimdiki derenin her iki tarafına evler yapılmıştır. Kurulan yeni Madenciler Nahiyesi'nin yönetimine sırası ile:Hasbekli Hacı Emin Ağa ,Arapkirli Hacı Hüseyin Ağa ,Tepedelenli Mehmet Ali Paşa'nın torunlarından Ahmet efendi (Arnavut Ahmet Efendi),Şair ve Hariciye Dahiliye Nazırlıkları yapmış Akif Paşa torunlarından Rifat Efendi memur edilmiştir.
XIV. yüz yılda, BOZOK sancağına bağlı olan AKDAĞ nahiyesinin biraz önce bahsedilen MADENCİLER nahiyesi ve bugünkü (AKDAĞMADENİ) ilçesiyle hiç bir ilgisi olmayıp, şimdiki ÇAYIRALAN ilçesine tekamül etmekte ve DULKADİR OĞULLARI egemenliğinde bulunmaktadır. XIX. yüzyıl ortalarında MADENCİLER nahiyesi kurulduğunda,o bölgede ve komşu olarak ,bir nahiye daha mevcuttur. Bu yukarıda da bahsettiğimiz KARA HİSAR BEHRAMŞAH nahiyesidir. Bu nahiyenin adına da, XIII. yüzyıldan itibaren rastlıyoruz. Örneğin; ilk defa Celalettin Karatay'ın vakfiyesinde görülüyor. Daha sonra Hamdullah Müstevinin (Nüzhetül Kütup) unda geçiyor, Meskûn nahiyenin adına birde KALE eklenmesine de,Kadı Burhanettin için 1382-1389 da yazılmış Bezmi Rezm de rastlıyoruz. KARA HİSARI BEHRAM ŞAH KALESİ ismini, Babayi isyanı üzerine yürüyen Selçuklu Ordusunun öncü kumandanlarından (BEHRAM ŞAHI CANDAR)a izafetle aldığı
anlaşılıyor.
Bu kale, bir süre Kadı Burhanettin’in, bir sürede Moğol Emirlerinden Nebinin hâkimiyetinde kalmıştır.19 nolu 890 (1485) Tarihli TOKAT, tahrir defterinde de ,Osmanlı döneminde Zile kazasına bağlandığı görülmektedir. Nahiye; Hemen, hemen şu ekinliklerden oluşmaktadır:
Akpınar, Davulbazlı, Kavak, Oluğu uzun, Eymirek, Karasu, Kesti hisar, Göklek, Muhtesip, Sultan sekisi, Karaca Öz, Pazarcık, Üç kara ağaç, İncu Alanlı, Düşük Kavak, Söklen, Sincanlu, Kesri, Yiğit Meşhedi, Alicikli, Türekçi kızılca Köy, Çanlu, Karaca Viran, Karapınar, Göynük, Viran, Alaldırol Kilise, Karamağra, Sarı Hacı, Tutak.Nahiye adını XIX. yüz yılın 2. yarısına kadar korumuş, Yüz yılın sonlarında yapılan idari değişiklikle BOZOK sancağına bağlanmış ve ismi ortadan kalkarak, nahiyenin Merkezi olan oymak (Köy) MUŞALİ adını almıştır.XX. Yüz yıl başında, Ankara vilayetine bağlanan, BOZOK sancağının üç ilçesi arasında (AKDAĞMADENİ) adını da görüyoruz. Anlaşılıyor ki, MADENCİLER Nahiyesi AKDAĞMADENİ İlçesi olmuştur. Bu ilçe; hemen hemen, eski KARAHİSARI BEHRAM ŞAH KALESİ Nahiyesi’nin arazisine oturulmuştur. Bundan dolayıdır ki İlçe ahalisi Oğuz Türkleri soyundan gelmektedir. İlçede kurulan Maden işletmesi Müdürlüğünden dolayı ilçe nüfusu hızla artmaya başlamıştır. İş sahası geniş ve verimli bir özelliğe sahip olması nedeniyle ormanlık bölge tamamen açılarak konak tarzında bir çok mamur ve azametli evler yapılmıştır. Maden ve orman işçileri arasında belli bir sayıda Rum ve Ermeni de mevcuttu.Tapu kayıtlarına göre bölgemizin köyleri ile KARAHİSARBEHRAMŞAH 1860 yılında
ilçe hüviyetini kazanarak YOZGAT iline bağlanmıştır. Kaza merkezi bir kaç ay sonra ki bir nahiye olan KARAMAĞRA Köyü'ne bağlanmış olsa da 1876 'da yılında tekrar AKDAĞMADENİ Kasabası'na gelmiş ve Karamağra Köyü de bu kasabaya bağlı bir nahiye olarak kalmıştır. 1923 yılında kasaba 1250 hane iken Rum ve Ermenilerin 1924-1927 tarihleri arasında Yunanistan'dan mübadele suretiyle nakilleri üzerine nüfus miktarı oldukça azalmıştır. Aynı tarihte Yunanistan'ın Selanik Kayalar Bölgesi'nden mübadele suretiyle gelen 266 hane Türk kasabaya yerleştirilmiş ise de, bunların bir kısmının başka taraflara göçleri üzerine nüfus eksilmesi uzun yıllar telafi edilmemiştir. Yine bu tarihlerde köylerde de mübadele yapılmış,Romanya,Bulgaristan, Yugoslavya'dan 1951ve 1935 yıllarında gelen 790 hane aile köylere yerleştirilmiştir. Hariçten gelen bu mübadil ve göçmenlerden 2/3 'ü yurt içinde başka kazalara göç etmişlerdir.Gelen mübadillerin tütüncü olmaları vesilesi ile tütün mıntıkasına yerleştirilmişlerdir.Ancak bunların akrabalarının yanlarına gitmek istemeleri, tekrar göçlere sebep olmuştur.Bugün ilçede nüfus hareketi az miktarda mevcuttur. Her yıl bazı aileler büyük kentlere göç etmekte ve onların yerlerine de köylerden bazı aileler ilçe merkezine yerleşmektedir.
İlçemizle ilgili olarak Osmanlı Arşivlerinde rastlanan salname adlı kaynak aşağıya hiç değiştirilmeden yazılmıştır.
1895 yılında Ankara salnamesine göre ilçemizin durumu şöyledir. Hiç değiştirmeden aynen alıyoruz.
ANKARA VİLAYETİ 1895
SALNAMESİNDE AKDAĞMADENİ
Merkez vilayeti Ankara'ya 58, Yozgat'a 12 saat mesafededir. Merkez kaza olan Akdağ Kazası 6 mahalle, 510 hane, 1 hükümet konağı, 1 cami şerif, 4 medrese 1 rüştiye ,2 iptidai mektebi, 210 dükkan, 10 kahve, 1 hamam ve umum kaza 145 karye (köy),82 cami ve mescidi, 152 mektep, 6 tekke, 16 ahşap,2 kargir köprü 287 çeşme, 3 kilise, Ermeni ve Rum milletlerine mensup 3 mektep, 129 değirmen 5 fırın havidir. Kasabada 459 (erkek) zükur, 481 ünas-ı müslim (müslüman hanımlar), 580 zükur, 643 ünas-i Müslim, 1920 zikur, 2031 ünası Rum, 1027 zükur,877
ünas-ı Ermeni nüfus mevcuddur.Kaza-yı mezkur mevkien yüksek ve etrafı zengin ormanlarla kaplı olmak hasabiyle havası latif ve ceyiddir.
Havi olduğu ormanlardan (Hacce),(Okça),(Domuzözü) namındaki üç kıtası 57.300 cerepten ibaret olup derinunda; çam, ardıç, yabani armut, alıç meşe ağaçları mevcuddur. Meskur ormanlarda kesilen kereste ile hatap ve kömür gibi mahrukat; Yozgat, Samsun ve Sungurlu kazalarına nakl ve fürut olunur. Derun-ı kazadan ceryan eden ve (Konaközü), (Gündelen); (Çekerek); (Çiçki), Bank-ı namlaryla maruf olan altı kıta dere, bir hayli değirmen tedvir ettiğinden , yemin ve yesarında mevcut bostan ve mezrayı suladıktan sonra Kızılırmağa ulaşır.Sarayboğazı demekle maruf olan mahalde Cemcemi sultan namında sekiz odayı mustamel kargir bir han yolculara hizmet verir. Bankı deressii üzerinde banisi gayr-ı malum oldukça metin ve kargir bir köprü vardır.
Karadiken (Karadikmen) karyesinde ılıca namındaki kaplıcanın kan hastalıklarına faydalı olduğu tecrübe edilmiştir. Bundan başka ılısu ve Berven (Burun) karyeleri icarında iki kaplıca mevcuddur.Kazay-ı mezkurde (Bulageldi Baba) ve (Sürmeçanbaba) nam zatlar gömülü olup türbe-işarifleri umum tarafından ziyaret edilmektedir.
Kazanın başlıca mensucatı kilim, halı, seccade, yünden gayet güzel ve zarif erkek ve kadın çorabı, eldivenler; mamulatıda ufak çakı ve mikras (makas) ve saireden ibarettir.
Kazanın havi olduğu araziden sülsu (1/3) mezru ve sülüsanı (2/3) gayr-ı Mezru olup mahsulattan buğday, arpa, nohut, çavdar, mercimek, ızgın, zeyrek,Burçak, fevakiden; elma, armut,vişne vesaire idrak etmektedir. Hayvanat ve me-Vaşiden 560 deve, 2.050 manda, 3.840 karasığır, 398 merkep, 35 ester(katır),289 es (at) 39.577 koyun, 47.204 kılkeçi, 1.9046 tiftik keçi mevcut olup senevi ağnamından 36.652 okka yapağı, 35.844 okka kıl, 5.485 tiftik hasıl olmaktadır.
Kazanın bir senelik vergi andalı: 423.940;aşar bedeli 55.7507 ağnam rüsumu 30.68889 kuruştan ibarettir.
AKDAĞMADENİ’NDE BULUNAN VE KORUMA ALTINA ALINAN
TARİHİ BİNALAR
KİLİSE CAMİİ:(Rum yapısı)
|
1907 yılında kilise olarak yapılmış, kilise olarak senelerce hizmet
etmiştir. Rumlar gittikten sonra ofis olarak kullanılmış zamanın
Belediye Başkanı Necati ERDOĞAN tarafından 1962 yılında camiye dönüştürülmüştür. Halen cami olarak kullanılmaktadır. Camiye dönüştürüldük ten sonra binanın ana giriş kapısının ön kısmında
bulunan ve ana bina ile bağlantısı olan kemerlerin arası örülmek
suretiyle oda haline getirilmiştir. |
ESKİ PTT BİNASI:(Rum yapısı):
|
Binanın ana giriş kapısının sol bölümünde Osmanlıca 1216 sağ
bölümünde 1719 tarihleri bulunmaktadır. Hangi amaçla yapıldığı
ne olarak kullanıldığı bilinmiyor. Mübadeleden sonra hazineye
geçmiştir. Şimdi ise belediye uhtesindedir.
(Halen sağlık ocağı olarak kullanılmaktadır.) |
RIFAT KOÇ KONAĞI:(Türk mimari eseri)

|
Yapılış tarihi bilinmiyor. Gümrükçünün Hasan Efendi ikametgâh amacıyla yaptırmıştır. Bilahare varisleri tarafından Haşim Tatlıoğluna satılmıştır. Haşim Tatlıoğluda Rıfat Koç'a satmıştır. Halen ev olarak kullanılmaktadır.
(Boş ve virane haldedir.) |
ESKİ HAPSANE BİNASI:(Rum yapısı)

|

|
Yapılış tarihi bilinmiyor. Yaptıranın Gazarosun Hüseyin Efendi olduğu söylenmektedir.
Rumken Müslüman olmuş, tekrar Rum olarak mübadeleye tabi olarak gitmiştir. Çok zengin olduğu söylenen Gazarosun Hüseyin binayı kendi işlerinde kullanırmış. |
T.C ZİRAAT BANKASI:(Türk mimari eseri)

|
Yapılış tarihi bilinmiyor. Binada kullanılan malzemelerİbrahim Ağa mahallesinde Rum kilisesinin enkazındanfaydalanılarak ilçemiz zenginlerinden Faik Tatlıoğlutarafından yaptırılmıştır. Ev ve misafirhane olarak
kullanılmış, Faik Tatlıoğlunun ölümünden sonra mirasçılarından Ulvi Tatlıoğlu tarafından 1950yıllarında T.C.Ziraat bankasına satılmıştır. Halen T.C.Ziraat Bankası Akdağmadeni Şubesi olarak
kullanılmaktadır. |
SAĞLIK MERKEZİ BİNASI (Rum yapısı):

|
Yapılış tarihi bilinmiyor. Rum Nigola ev olarak yaptırmıştır. Rivayete göre sağlık merkezi (hastane) olarak kullanılan Bina Nigola tarafından yaptırılıp kızına düğün hediyesiolarak verilmiştir. Rum Nigola çok zengin ve hatırı sayılır birisiymiş. Türklerin dinine küfrettiği için Atatürk'ün silah
arkadaşı ve İstiklal mahkemesi 1.azası Bahri Tatlıoğlu tarafından asılarak idam ettirilmiştir. Bu bina halen Halk Eğitim Binası olarak kullanılmaktadır. |
ESKİ KİLİSE(Rum yapısı) :

|
Yapılış tarihi 1862'dir. Mübadeleye kadar kilise olarak hizmet etmiştir. Bilahare hazineye devredilmiştir.Şu anda belediye uhdesindedir. Çeşitli kuruluşlar tarafındandeğişik amaçla kullanılmıştır ve cephesi tamamen yıkılmıştır. |
ENDÜSRÜ MESLEK LİSESİ(Rum yapısı) :
 |
Yapılış tarihi bilinmiyor. Rumlar zamanında kendi
milletlerine ait Millet Mektebi olarak kullanılıyormuş.
İhata duvarları içerisinde ve ana binanın arka tarafında Rumlara ait mezarlık bulunuyormuş. Mübadeleden sonra
hazineyedevredilmiştir. Hazineye devrinden sonra maşatlık oradan kaldırılmıştır.
Binanın çatısında bilinmeyen bir nedenle yangın çıkmış,çatı tamamen yanmıştır. Zamanın belediyesi aslına uygunolarak yaptırmıştır. Halen Yusuf Ziya İlköğretim Okulu ek binası olarak kullanılmaktadır |
ESKİ ASKERLİK ŞUBESİ(Rum yapısı):

|
Yapılış tarihi bilinmiyor. Rumlar tarafından ev olarak yapılmıştır. Rum ailesinin oturduğu bilinmektedir.Bu aile Mübadeleye kadar aynı yerde oturmuştur.
Bilahare belediyeye devredilmiştir. Belediyeye devrindensonra Askerlik şubesi, Halk Eğitimi Merkez Müdürlüğü olarak kullanılmıştır. Bir süre 2 nolu sağlık ocağı olarak hizmet vermiştir. |
KIZ MESLEK ORTAOKULU(Rum yapısı):

|
Yapılış tarihi bilinmiyor. Askeri garnizon olarak yapılmış ana Binanın 50 metre arkasında halen cephanelik olarak bilinen ve şu anda Lise Müdürlüğünce depo olarak kullanılan ek bir
bina vardır. Kuruluşlar tarafından değişik amaçla kullanılmıştır. Halen Akdağmadeni Lisesi ek binası olarak kullanılmaktadır. |

|
CEPHANELİK |
HAMİ TÜZÜN DÜKKANLARI:(Rum yapısı)
Yapılış tarihi bilinmiyor. Hacı Hüsnü Efendinin Manifatura mağazası olarak biliniyor.Hacı Hüsnü'nün ölümünden sonra varisleri tarafından Hami Tüzün'e satılmıştır.
Bir süre şahıslar tarafından Mobilya mağazası olarak kullanılmaktadır. Şimdi ise yerinde yeller esmektedir. |
KÖYLERDEKİ TARİHİ KALINTILAR (ESERLER)
MUŞÂLİ KÖYÜ
Muşâli Köyü Akdağmadeni kazasına bağlı, kasabaya 11 km mesafede ve onun kuzey
doğusunda bulunan bir köydür. Nüfusu,1470 sayımına göre 1434'dür.Meşhur Türk denizcilerinden Seydi Ali Reis Hindistan'dan dönerken Sivas'a uğramış,oradan Gen ovasına, sonra Kara Hisar-ı Berhamşah'a gelmiş ve Boz Ok'u geçip Hacı Bektaş'a ulaşmıştı. Bundan anlaşılıyor ki, Kara Hisar-ı Behramşah o zaman Sivas'tan,batı istikametinde Hacı Bektaş ve Kırşehir'e giden yol üzerinde bulunuyordu.Bu yol bir ihtimal Sivas, Yeni Han (Yıldız Eli),Kara Hisar-ı Behramşah, Karamağra, Osman Paşa konaklarını takip ederek Hacı Bektaş’a iniyordu. Burada bulunan kale ve türbe evvelce, birçok Avrupalılar tarafından ziyaret edilmiş,P.Wittek burada bulunan kitâbelerden en mühimlerini yayınlamıştır. Bu kitâbeler açıkta bulunduklarından şimdi,daha az okunabilir durumdadır.Köyün içinde Ali Şîr tekkesi (daha doğrusu zâviyesi) bulunmaktadır.Tekkeye ait bir vakfiye sureti,Müşallim kalesinin eski Kara Hisar-ı Behramşah olduğunu meydana koymaktadır.Şimdiki durumda Kara Hisar-ı Behramşah adı ilk defa Celalettin Karatay'ın Vakfiyesinde geçiyor.Vakfiyeden anlaşıldığına Göre orada Karatay'ın bir hamamı,kardeşinin bir medresesi,Behramşah'ın bir hanı, Câmi ve dükkânlar vardır. Daha sonra kasabanın adı Hamdullah Müstevfi'nin Nuzhetül'-kulûb'unda (eserin yazılışı 1340) görülmektedir. Adın geçen Müellife göre,buranın geliri 11600 altındır. Hamdullah Müstevfî'nin bu kaydı, Kara Hisar-ı Behramşah'ın tanınmış bir yöre olduğunu gösteriyor.
Bura ya, bir kale adı olarak, Kadı Burhanetdin (1382–1389) için yazılmış Bezm u rezm'de deras gelinmektedir. Meskûr esere göre Burhanetdin bu kaleyi Moğol emîrlerinden Nebi-ye vermişti. Nebi sonra Kadı Burhanetdin'den ayrıldı ve onun can düşmanı olan Amasya hâkime Emîr Ahmet ve Tokat hakimi Şeyh Necib ile birleşti.Fakat kadı Burhanetdin'in hücumları karşısında müttefiklerinin perişan olduğunu gören Nebi,Yıldırım Bayazıt'a iltica etti ve çok geçmeden Osmanlı ülkesinde öldü. Bunun üzerine Nebi'nin kardeşi kaleyi Kadı Burhanetdine teslim etti. Burhanetdin burayı Nebi'nin kardeşinin elinde bıraktı mı,yoksa başkasına mı verdi, bilinmiyor. Ankara Savaşı’ndan az sonra Moğol beylerinden Gözler Oğlu'nun Kara Hisar-ı kuşattığını, fakat Çelebi Mehmed tarafından bozguna uğratıldığını biliyoruz.Kalenin eteğinde,şimdi çok harap bir durumda olan iki türbe bulunmaktadır. P.Wittek bu türbedeki mezar taşlarındaki kitâbeleri şöyle okumuştur.
Bu kitâbe Nusret oğlu Müşâllim oğlu Ali'nin 875 (1470-1471) yılında öldüğünü göstermektedir. Adı geçen şahıslar hakkında vekayinâmelerde hiç bir bilgiye rastlanmıyor.
Diğer bir mezar taşındaki kitâbe ise, yine Wittek'e göre ,şöyledir:Bu kitâbe de yukarda ki
kitâbenin sahibi Ali Çelebi'nin oğlu Mahmud'a aittir.Ayrıca kısmen okunan şu mezar taşı kitâbeleri de görülmektedir:Bu kitabelerin de Müşallim ailesine ait oldukları görülüyor. Müşallim adının menşei ve manası meçhuldür.
Muşallim ailesinin varlığını XVI.yy da devam ettirdiği görülüyor. 19 numaralı ve 890(1485) tarihli Tokat tahrir defterine göre, Kara Hisar-ı Behramşah, Zile kazasına bağlı nahiyeler den biridir. Bu nahiyedeki köy ve ekinliklerden bazıları Müşâllim ailesinin tasarrufunda idi. Yöre de, Rûm (yani Sivas) vilayetinin pek çok yerlerinde görüldüğü gibi, mâlikâne-divâ sistemi uygulanmak ta, yani topraklar iki baştan tasarruf edilmektedir.
Eymirek(arapça),Köklek, Kara Sofu ve diğer köylü ve ekinlikler Müşâllim Oğlu Ali Beğ ile Ahmet Beğ'in mülkü ulunmaktadır. Bazı köy ve ekinliklerin malikâne hisseleri de asıl Kara Hisar'daki Ali Şîr zâviyesi ile Karabıyık ve Alça Koca zâviyelerine tahsis edilmiştir.Bu tahsisin müşallim ailesi tarafından yapıldığı anlaşılıyor. Aynı devirde bütün Kara Hisar topraklarının divanî gelirleri ise Zile Zaîmi Kasım Beğ'e tahsis ediliştir ki,Kasım Beğ'deMüşâlim ailesinden ve adı geçen Ali Bey'in oğlu idi. 982 (1574-1575) Tarihli defterde Ali Beğ, tabiî yukarda adı geçen Ali Beyde başkası olup başkası olup onun neslinden gelmektedir. XV. ve XVI asırdaki Türk ailesine dair bildiklerimiz bundan ibarettir.
Kara Hisar-ı Behramşah evvelce belirtildiği gibi zile kazasını teşkil eden sekiz nâhiyeden biri idi.Bu nâhiyede 983 (1575-1576) Tarihinden 17 köy ve 14 ekinlik vardı. Meskûr tarihte oradaki başlıca köy ve ekinlikler şunlardır:"Akpınar,Davul-Bazlu,Kavak,Oluğ Uzun,Eymirek (?),Kara Su,Kestî Hisarı, Göklek (yahut Gegelek), Muhtesib Sultan Seküsü,Karaca Öz,Kara Ağaç (diğer adı :Üç Kara Ağaç),İncü Alan, Pazarcık, Düşük, Kavak, Şölen (?),Sincanlu, Kesri,Yiğit Meşhedi,Çiftlik (Alicüklü),Tezekçi(Terekçi),Kızıca Köy,Çanlu,Karaca Virân ,Kara Pınar,Göğnük Virânı,Alaca Kilise,Kara Mağra (Ekinlik), Saru Hacı, Tutak ".89 (1454–1455) yılında asıl(Nefs-i) Kara Hisar-ı Bahrenşah'ta 36,890 (1485)' da 45,926 (1519-1520)' da 57,983 (1575-1576) tarihinde 170 vergi nüfusu vardı. Tutak köyünebağlı kışlak ekinliğinde Ulu Yörük Çullar (Ca'ungar) topluluğundan ve Türkmenlerden bazı aileler çiftçilik yapmakta ve bu ekinlik Dulkadırlı Şeh Süvar oğlu Ali Beğ 'in tasarrufunda bulunmakta idi.
Ali Şîr'e gelince,köyde onun için inşa edilmiş bir zaviye'ye ait 714 (1314) tarihli bir vakfiyenin sureti vardır. Buna göre Ali Şîr XIII.yüz yılın ikinci yarısı ile XIV.yüz yılın başlarında yaşamıştır. Tahrir defterlerine göle asıl Kara Hisar'da Enbiya Ali adlı diğer bir Din adamına ait de bir zâviye varsa da bunun hakkında hiç bir bilgiye sahip değiliz.Kara Hisar-ı Behramşah adını,idari bir bölge olarak XIX.yy.ikinci yarısına kadar devam ettirmiştir.
Nâhiye muhtemelen XVIII.yy sonlarında veya XIX.yy başlarında Boz Ok sancağına bağlanmıştır.XIX.asrın sonlarında yapılan idari değişiklikler neticesinde bu isim ortadan kalkmış ve nâhiyenin merkezine de Müşâllim adı verilmiştir.Kara Hisar'ın ad aldığı Behramşah'a gelince,Selçuklu tarihinde bu adda üç veya iki emir görülmektedir.
Biri İzzettin Keykâvus'un (1211-1220) büyük emîrlerinden Emir-i Meclis Mübarizettin Behramşah olup kendisi aynı zamanda Sivas Valisi idi. Adı geçen Selçuklu emiri 1216 da Ermeni kralı ile yapılan savaşta yararlık göstermiş ise de,1218 yılında Eyyubiler'e karşı girişilen sefer,onun hatası yüzünden başarısızlığa uğramıştır.1220 de Selçuklu tahtına geçen Alâddin keykubat hâkimiyeti için tehlikeli gördüğü büyük emîrleri cezalandırırken Mübarizettin Behramşah'ı da zamantı kalesine attırmıştır. Kendisinin çok geçmeden orada öldürüldüğünden şüphe edilmez.Mübarizettin Behramşah ile çağdaş bir emîr de Necmettin Behramşah'ın Candar idi.Ancak 1240 Yılında Babailer'in üzerine yürüyen Selçuklu ordusunun öncü kuvveti kumandanlarından Behramşah-ı Candar'ın aynı emîr olduğunda tereddüt edilebilir.
Tereddüte zebel zaman farkı değil,bu sonuncusunun ikinci derecede emirler arasında gösterilmesidir. Buna sonuncunun Necmettin lâkabını taşımamasıda ilave edilebilir.Kalenin bu Behramşahlar'dan birinin adını taşımış olduğu şüphesizdir. Bazı parçalarda kaybolmuş ve bazı yerleri aşınmış olan kale kitâbesi bu hususta bize faydalı olmuyor.Eğer kitabenin II.Gıyaseddin keykavuz zamanına (1237-1246) ait olduğu hakkındaki P.Wittek'in görüşü doğru ise, kale'nin adının Babailer isyanı dolayısı ile adı geçen Berhamşah-ı Candar'dan almışolduğnu kabul etmek daha isabetli olur.
NAHİYEDE BULUNAN ZAVİYE VE VAKIFLAR
1530 yıllarında Nahiye merkezin de vergi vermekle mükellef 46 hane ve 11 mücerret (bekar)
mevcuttur. Ayrıca İsa oğulları sayesinde zaviyede olarak görev yapan şahıs bulunmaktaydı.
1- Şeyh (Seydi) Ali Şîr Zaviyesi
2- Zaviye-i Karabıyık
3- Şeyh aydın zaviyesi (1530 larda şeyh aydın isimli birisi tarafından yaptırılmıştır)
4- Akça Koca Zaviyesi Vakfı (Müşallim oğlularından Ali Bey tarafından (1527-1530
lar olabilir)kurulmuştur.
5- Bunlardan ayrıca Ali Bey Medresesi adı ile bilinen bir medrese ile bir adet
muallim hane bulunmakta idi.
KARAHİSAR BEHRAMŞAH KALESİ

Karahisar-Behramşah kalesi Muş Ali köyünde,Köyün kuzey doğusunda bulunan bir tepe üzerinde kurulmuş bir kaledir. Gıyasettin Keykavuz zamanında (1237-1246) emirlerinden Necmet-din Behramşah-ı Candar'a ait olan bu kale tahminen XIII.yüz yılın ilk yarısında yapılmıştır.
Kalenin bir çok kısmı yıkık ve haraptır. Sadece batı ve güney duvarları ayaktadır.Doğu kısmı daha sarp ve kayalıktır. Yüksek kale duvarları molos taş, üzeri kesme taş kaplamadır. İşte ise bu taş kaplama, taş dizileri tuğla gibi çaprazlama dizilerle sıralanarak, zikzak duvar örgüsünü oluşturmuştur. Batı ve kuzey dış duvarlarda, uzun dikdörtgen ,üç ufak burç vardır.
Kalenin kaç giriş kapısı olduğu bilinmemektedir. Yalnız kuzey yönüne köylülerin demir kapı
dedikleri büyük bir açıklık ile batıda kemer dizilerinin dahi belli olduğu küçük bir açıklık vardır. Çok
tahrip olmasına rağmen planı çıkartılabilecek şekilde ayakta durmaktadır.
TÜRBELER
A L İ Ş İ R Z A V İ Y E S İ :

Muş Ali köyündendir. Zaviye kalenin güney tarafına rastlayan aşağı kısmında yer alır. Kırma
çatılı dikdörtgen planlı büyük bir ev görünümünde molos taş bir yapıdır. Zaviye, Ali şir tarafından
yaptırılmıştır. Ali şir XIII.yy ikinci yarısı ile 14.yy başlarında yaşamıştır.
Birçok onarımlar sonucu zaviye,özelliğini tamamen kaybetmiştir. Son cemaat yerinden hareme giriş kapısın üzerinde yer alan ,gelişigüzel yazılmış H.1192/ M 1778 tarihi bize yapının büyük bir onarım geçirdiğini,belki de kuzey -batı köşesinde bulunan minarenin de bir onarım geçirdiği belli olmaktadır.
Yeni avlu ortasında kurulan bu yapıya,dikdörtgen bir kapıdan son cemaat yerine girilir. Harem
dikdörtgen planla, düz tabanlıdır. Yapı içinde ve dışında herhangi bir süsleme unsuruyla karşılaşılmaz. Mihrap , yarım yuvarlak bir niş şeklindedir. Minber yeniden yapılmıştır.
A L İ Ç E L E B İ T Ü R B E S İ:

Muş Ali köyündedir. Köyün kuzeyinde her tarafa hakim bir tepe üzerinde kale (Muşallim Kalesi)
ile batı eteğinde kurulmuş iki türbe bulunmaktadır. Bu türbelerden kaleye yakın(yukarıda) olanı ,
Ali Çelebi, aşağıda olanı Mahmut Çelebi türbesidir.Ali Çelebi türbesi ,diktörtgen planlı,baldöken
tarzında türbeler "grubuna giren bu türbe kare planlıdır.""L" ayaklar arasındaki üç sivri kemere ve duvara pandantifle oturan ufak kubbeli bir yapıdır. Pek muntazam olmayan beyaz ve kahverengi kesme taşın kullanıldığı "L" ayaklarda ağaç hatırlara ve devşirme malzemeye rastlanır. Örülü olan kuzey duvarında devşirme malzeme daha çok kullanılmış ve duvar yönünde bir hareketlilik sağlamıştır. Türbe içinde (İçindeki kırık) ve dışında bir mezar taşı vardır. Bunlar üzerindeki kitabeleri Paul Wittek şöyle okumuştur. "Yukarıdaki türbede 871/1466–67 tarihlerinden başka bir mezar taşından made adı geçen Mahmut'un babasının mezar taşı vardır. Buda Hıristiyan mezar taşı şeklindedir. Bunun kapağının her iki tarafın da 112.sure ile kelime-i şahadet yazılıdır. Mezarın uzunlamasına olan her iki tarafında Ali Bin Muşallim Nusret adı ve ölüm tarihi olarak ta Recep ayı başları yani onuna kadar olan günlerden birisi 875/24.11.1470:2.1.1471 yazılıdır."
Bu mezar taşları üzerindeki kitabelere göre türbe 871/1466 veya 875/1471 tarihleri arasında yapılmış olmalıdır.
İçersinde el yazması kitap ve sayfalarına ve röliklere rastlanan kare planlı ,beşik tonozla örtülü esas mezar odası toprakla altında kalmıştır. Eğer mezar odasının beşik tonoz kısmı kırık olmasa idi,buranın varlığından söz etmek imkansızdı.
Yapı içerisinde ve dışında herhangi bir süsleme unsuruna rastlamaz. Sadece devşirme malzemenin kullanılış biçimi yapı dışında bir hareketlilik sağlamıştır.
M A H M U T Ç E L E B İ T Ü R B E S İ :

Muş Ali köyündedir. Muşallim (Çalışkan) kalesinin batı eteğindeki aşağıda kalan ova kubbesi Yıkık türbedir. Yukarısındaki Muşallim oğlu Çelebi türbesinden pek farklı bir yanı yoktur. Yalnız bu yapıda devşirme malzeme çok kullanılmış ve ebatları bakımından da diğer yapılardan daha büyüktür. Ali Çelebi türbesinde olduğu gibi kuzey tarafı kapatılmış üç sivri kemerden doğudaki sivri kemer kavisi kalmıştır.Kubbesi de üst kısmı yıkılmıştır. Köşelerde pandantif izlere rastlanır.
Türbe içindeki kırık mezar taşı üzerindeki yazıyı Paul Wittek şöyle okumuştur.
"882/9.X :7 .X1.1477 Tarihli bu mezar taşı mevcuttur. Bu bir Hıristiyan mezar taşı şeklindedir. Bunun üzerinde ve yanlarında müstakil bir yazı zamiri görülür. Bunlardan ikisi üzerinde Kuran-ı Kerimin 112. sayfalarıdır. Büyük Emir Ali Çelebinin oğlu Mahmut Çelebi Recep 882 "bu ki haberlere göre türbe 882 / 1477 tarihinde yapıldığı söylenebilir. Bu yapı Muşallim'in torunu, Ali Çelebi'nin oğlu Mahmut Çelebiye aittir.Kare planlı, yıkılmış olan esas mezar odasının üzeri ardıç ağaçları ile kapatılmıştır.
Yapı dışında devşirme malzemelerin kusursuz olarak ta kullanıldığı hissi sezilmektedir.
BULGURLU KÖYÜNDEKİ TÜRBE
Bulgurlu köyündeki türbenin yıkıldığı,içerisindeki mezar taşlarının olmadığı görülmekte ve türbenin ismi bilinmemektedir.
H A M A M L A R
A K D A Ğ M A D E N İ H A C I H A M A M I
Akdağmadeni çarşısında, üst çarşı caddesini kesen dar bir aralık içinde yer alan sekizgen iki büyük kubbeli,meyilli bir zemine oturan molustaşı bir yapıdır.Uzun süre depo olarak kullanılan bu yapı zeminin kuzey tarafı daha yüksektir.Buradan bakıldığında yapının örtü sistemi tamamen görülebilir. Hamamın kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Sadece soğuktan sıcaklığa geçiş kapısı üzerinde kare bir kitabe vardır.
1-Maşâ Allah
2-Hamamı
3-Tarih küşadı
4-Sene 1331
Kitabeye göre H 1331 /M .1895-96 tarihinde yapılmıştır. Doğudaki dikdörtgen iki pencerenin yanındaki kapıdan direk olarak soğukluğa girilir. Soğukluğun sağ tarafı üç yuvarlak kemerle bu mekana açılan soyunma yerleri vardır. Kemer araları şimdi tamamen kapatılmıştır.
Soğukluğun üç tarafını çeviren "U" şeklinde bir teras bulunur. Bunun ortasında yuvarlak fıskiyeli bir havuz yer alır. Soğukluğun büyük kubbesini köşelerde yarım kubbe tramplar ve kemerler taşır.
Sekizgen kubbe kasnağının dört yüzünde sivri kemerli pencereler vardır.
Soğukluk ve sıcaklık arasında yer alan enine dikdörtgen bir ılıklık yer alır. Girişin solunda tek kurnalı temiz odası bulunur. Üzeri beşik tonozla örtülüdür.Beşik tonozun orta kısmı küçük kubbe ile örtülüdür.Ortasında yuvarlak göbek taşı bulunan sıcaklık mekanının etrafı set şeklinde yüksek oturma yerleri ile çevrilidir. Bu set üzerinde altı kurna taşı ile sıcaklığın Kuzey-Doğu köşesinde büyük bir havlet odası vardır. Üzeri beşik tonozla örtülü dikdörtgen planlı,havlet odasında da iki kurna taşı yer alır. Sıcaklığın üstünde soğuklukta olduğu gibi büyük kubbe ile örtülüdür. Kuzey duvarına bitişik hazne ve külhan bulunur. Şu anda hamam yıkık ve virane durumdadır.
BABU HARABELERİ
Akdağmadeni'ne bağlı Babu (Umutlu) köyü sınırları içerisindedir .Burada bir hitit kayaanıtı mevcut olup ve havalide Çolak Papaz heykeli diye tanınmaktadır. Kayalıklardan oluşan ve merdivenlerle inilen mabet olması çok enteresandır.Yine Babu köyünde vakur bir insan heykeli mevcuttur.
BOĞAZKÖY KALECİK'TE
Hititlerden kalma tarihi kalıntılar yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.
Hitit krallığının başşehri HATTUŞAŞ İ.Ö.1200 yıllarında Hitit hakimiyetinin Anadolu da son bulmasına kadar sürmüştür.Bu kalede birçok eserler ve defineler bulunduğu söylentiler arasındadır.
ERMELİK KÖYÜNDEKİ KALE
İraniler'e ait olduğu sanılan bu kal,tamamen yıkılmış olup,tarihi özellikleri artık kalmamış
durumdadır. Ermelik kalesi'nde görülmeye değer mağaralar vardır.
ÇATALALAN’DAKİ MAĞARA
Bozhüyük köyü ile yukarı çulhalı köyü arasındaki ÇATALALAN mevkiinde büyük bir mağara bulunmaktadır. Hangi devre ait olduğu bilinmeyen bu mağara TABERİ TARİHİ'nde GÜLŞENALNANI adıyla kaydedilmiştir.MARA DEVRİ’NDEN olduğu yazılan bu mağarada birçok su depolarının olduğu bilinmektedir.Yolları bozuk ve uzun olduğundan içerisine girilememektedir. Yalnız bu mağaranın içerisinden geçen kuvvetli bir suyun 40 km güneyinde Sivas ili Şarkışla ilçesi sızır kasabası önüneçıktığı söylenmektedir.
İNSANÜLHAMİT KÖYÜ'NDEKİ MAĞARALAR
Ali Kayası, ayak izleri bulunan gezinti yerleri ,ÇIKRIKÇI KÖYÜ'n de eski eserlere rastlanmaktadır. Fakat bunlarda ciddi araştırmalar yapılmamıştır.
MİLLİ MÜCADELEDE AKDAĞMADENİ
Akdağmadenililer Birinci Dünya savaşında olduğu gibi Milli Mücadele yıllarında da vatani görevlerin hakkıyla yerine getirmişlerdir. Milli Mücadelenin başlarında oldukça sıkıntı çekmiş,14 Haziran 1920 tarihinde asillerin eline düşmüştür.Bir yanda vatanlarını kanları pahasına müdafaa eden Akdağmadenililer,diğer yanda vatanın parçalanmasını kendilerine baht açıklığı kabul eden, Padişah ve Hükümete karşı körü körüne sadakat gösterip Yozgat'a isyan bayrağını açan Çapanoğulları isyanına ne katılmışlar nede destek vermişlerdir .
Hatta çapanoğulları; son Osmanlı Meclisinde Mebus olan ve vatan uğruna atılarak, Milli davaya olan inancı neticesi meclisi terk edip Sivas Kongresine katılmış bulunan Hacı Tatlızade Bahri Bey in (Tatlıoğlu) Akdağmadenli olması dolayısıyla,kuvvetlerini bu bölgeye toplayıp ilçeyi birçok defa şeriat bayrakları ellerinde olduğu halde baskınlar yapmışlar ve Akdağmadenili olup, o zamanki Peyik (Doğankent) Bucağı Müdürü Arapkirli Oğullarından Teyfik Beyi şehit etmişlerdir.Bu gün ilçede abidesi vardır.
Halk, asillerin her baskısına bütün gücü ile karşı koymuş ise de bu durum neticeyi değiştirememiş ve sonunda Akdağmadeni asillerin eline geçmiştir. İlçenin ellerine düşmesi ile birlikte isyancılar Hükümet binasını yakmışlar, bazı evleri ateşe vermişler, hapishaneyi açarak mahkumları kendilerine katmışlar, bir çok masum kişiyi öldürmüşler bunlardan Kaymakam Tahir bey ile Askerlik Şubesi başkanı Sivaslı binbaşı Ahmet Beyî Sorgun İlçesi’nin Alişar Köyü’ne götürüp orada kurşuna düzmek suretiyle şehit etmişlerdir.
Teşkilat başına kendi adamlarını koyan bu asiller fazla tutunamamışlar, Akdağmadenililerin yılmayan gayretleri neticesi bir çarpışmada ele başlarının öldürülmesiyle ilçeyi terk etmek zorunda kalmışlar.Sonrada Atatürk'ün yakın arkadaşlarından Albay İbrahim Bey (Çolak) kuvvetleri karşısında bir kısmı vurularak bir kısmı da idam ettirilerek cezalarını bulmuşlardır.
Akdağmadeni’nde Milli mücadeleye katılan madalya almış 96 gazi vardır.
MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA AZINLIKLARIN YIKICI ÇALIŞMALARI
PONTUS RUM CEMİYETİ:
Biz Türkleri aldatmak için ortaya çıkan Pontus Rum Cemiyeti ,daha kurulduğu 1904 yılından beri
önemli bir ihtilal merkezi idi.Bu cemiyet İstanbul'da Rum Patrikhanesine bağlıydı.Pontus Rum Cemiyeti, teşkilat olarak Samsun ve dolayları kıyılarından başlayarak ta ki içerilere hatta Akdağmadeni'nin yirmi bir köyüne kadar genişleyip,yayılmıştır. Bu cemiyetin görevi,çeteler kurmak ve Yunan hükümeti lehine her türlü vasıtalarla propaganda yapmaktı.Pontus Rum Cemiyetine ait mühürlü ve etiketli kağıtları ile çerçevedeki bütün Rumları silah başına; dışarıdakileri de her türlü yardıma davet ediyordu.
Teşkilat mensupları çevrede bulunan Türk köyleri halkını çeşitli baskılardan başka,yerine göre yıkıp yakarak ,göçmenliğe zorlamak suretiyle ,nüfus çoğunluğunu kendi lehlerine artırmak amacında idiler.
Akdağmadeni İlçesinde de faaliyet gösteren Pontuscular'ın amaçlarını tespit etmek amacıyla
patrikhane zonguçu sıkıştırıldığın da, Samsun Pontus teşkilatıyla yapılan gizli yazışmalar ve teşkilatüyelerine ait evrakın patrikhane içindeki şadırvan suyunun döküldüğü mermer taş altında bulunduğunu itiraf etmiştir.
Zonguçtan alınan bilgi üzerine ,tarif edilen taş,papazın küfürle karşılık vermesine aldırılmayarak,bir sandık içerisinde evrak ele geçirilmiştir.
Ayrıca Patrıkhane'nin teşvikiyle,Rum halkını pontusçularla işbirliğine teşvik eden, Ankara'nın son Papazı Çopuroğlunun,doğum yeri olan Akdağmadeni ilçesinin Güllük Köyü’ne gidip geldiği,yurdun çeşitli yerlerinde faaliyette bulunduğu Ankara'da kurulan İstiklal Mahkemesi tarafından Erzurum'a sürgün edildiği bilinmektedir.
Azınlıkların bu yıkıcı çalışmalarına rağmen ilçemizde doğup büyüyen PAPA EFTİM bunlara karşı çıkmış, TBMM ününde şu konuşmayı yapmıştır.
“Büyük Allah 'in iradesiyle, Isa Mesih 'in hizmetkâr, Keskin Ortodoks reisi ruhanisi Papa
Eftim, umum Anadolu Ortodoks cemaat ve kiliselerine Tarihi'nden ve mübarek İsa mesihimiz 'den cümlenize selamet ve saadet ma yet ve ihsan buyurulmasına dua ederim.(Amin) Avrupa mücadelesi ve bilhassa son zamanlardaki Yunan taarruzu neticesinde Anadolu"nun Müslümanları gibi biz Hıristiyanları da müteessir ve mutazarir oluyoruz. Buna hiç şüphe yoktur. Anadolu"da hiç bir Hıristiyan yoktur ki umumi felaketin kendilerine ait kısminin yegâne müsebbibi İstanbul patrikhanesi olduğuna kanaat getirmemiş olsun. Zira kabili inkâr bir keyfi yet değildir ki, Türk hukukî ikametimizin bidayetten şimdiye kadar kiliselerimize bir müdahalesi olmamış iken İstanbul patrikhanesi mübarek Isa Melihimizin emri hilafına ruhaniyetin ve mezhebimize şerre, alet ederek, Türk olduğumuz halde Helenizm propagandasıyla iğfal edilerek güya aslen Yunanlı imiş ve aslına ruju edermiş gibi azınlık hukuku iddiasıyla mezhebi millete karıştırarak bir taraftan bizi Yunan amaline alıştırmak desiselerini istimal ve diğer taraftan do umumi vekilimiz imişcesine hakkimizi istiyor der gibi vaziyetler alarak Avrupa'ya karşı husumetimizden müşteki Sıfat vaziyetiyle göstermeye kalkıştılar. İstanbul patrikhanesi acaba bu hususta hakli mi haksiz mi? Meselenin ruhani ve cismani olarak etraflıca haline bir bakalım: Evvelâ, ruhani düşüncemizden bahsedelim; İncili şerifte mübarek Isa Melihimizin, Allah 'a ait olanı Allah 'a ve hükümdara ait olanı hükümdara veriniz, diye buyurduğu yazılı olduğu gibi, Isa Mesih'in resulü Pavlos'un Romanlara hitaben yazdığı mektubun onuncu babında aynen şöyle yazılıdır:"Herkes emri altında bulunduğu hükümete itaat etsin. Zira, Allah tarafından alma yan hiç bir hüküm ve hükümet yoktur. Hükümet, mevcuda Allah tarafından tertip edilmiştir.Bunun için hükümete muhalefet eden Allah 'in kuzenine mukavemet edenler, kendi
Aleyhlerine hükmü davet eder. Zira, hükümetler, iyi ameller için korkutuyorlar hükümetten korkmamak ister misin? İtaat et. Ve iyi olanı işle ki onun tarafından met olunacaksın. Çünkü senin iyiliğin için, Allah tarafından memurdur. Lakin kötü olanı işlersen kork. Çünkü; o, kılıcını beyhude taşımıyor. Zira Allah tarafından memur olup, kötülük isleyen ve itaat etmeyen üzerine gazap icrası için intikam alicidir.Bu ezelden, yanlış gazap sebebi ile değil, ancak zamir sebebiyle dahi (yani bütün kalbimizle samimi olarak )hükümete tabi almak lazımdır. Bu sebeple dolayıdır ki,
hükümete vergi dahi verirsiniz. Zira hemen bu şeye mukayyet olarak Allah tarafından memurdur. İmdi cümleye haklarını veririz.Yani vergi hakkı olana vergi, gümrük hakkı olana gümrük, korku hakkı olana korku, itaat hakki olana itaat, saygı ve hürmet hakkı olana saygı ve hürmet ederiz.
Meselenin ruhani kısmına yukarıdaki ilahi sözler kafi. Bunlara ilave edilecek nasihat zait olur sanırım. Meselenin dünyevi hususlardaki düşüncemize gelince, bu da pek açık ve çok basit olduğundan uzun uzun vermeğe lüzum görmüyorum. Çünkü buda herkezce malum bir keyfiyettir. Mesela, İstanbul patrik hanesi bize Türklüğümüzü unutturmak ve dilimizi değiştirtmek için aldığı bunca tedbirler hiç kar etti mi?... İşte Türk tabiiyetimiz ve dilimiz olduğu gibi bakidir. Halis Türk ve Türk evlatları olduğumuzu adet, töre, kültür ve her halimizle bunu isnat etmekteyiz.Düşüncelerimizi böylece hulasa ve halletmiş oluyorum, zannederim. İşitmek için kulağı alan işitsin! On asırdan beri Anadolu 'da Türk hükümetimiz kiliselerimize ve dinimize ne zaman taarruz etti?... Böyle bir şey vaki midir?... Haşa!.."
"Din Allah 'a ait ve vicdana bağlıdır. Kiliseler siyaset ocağı değildir, Allah 'ın evidir.
Din şerre ve ihtilafa alet değildir, Allah'ın evidir. Din, şerre ve ihtilafa alet değil, hayra ve iyiliğe sulh ve selamete delalettir Fener patrikhanesi, dini ve ruhani vazifesini ihmal ederek, şanlı Türk Milletimin şanlı biz evlatlarını hileler ile Yunanlı yapmaya kalkışması ve Avrupa'ya böyle göstermesi, Türk Milletinin aleyhine esastan arı şikayetlerde bulunması, Allah 'in emrine ve hakikatine muhaliftir..."
İSTANBULUN İŞGALİNİ ANKARA'DA İLK HABER ALAN VE
ATATÜRK'E İLK HABER VEREN
AKDAĞMADENLİ RASİM BEY(KAYIM):
Akdağmadeni'nde 1900 yılında doğdu. Müezzin Mustafa Efendi'nin oğludur. Yurdun çeşitli illerinde ve ilçelerinde telgraf memurluğu ve PTT müdürlüğü yapmıştır. Ocak ayı 1950 yılında Ankara-Şerefli Koçhisar ilçesi posta -telgraf müdürü iken emekli olmuştur. Haziran 1982 yılında ölmüştür.
İstanbul'un işgali ile ilgili haberi şöyle anlatıyordu;
İstanbul'un işgali haberini İstanbul'dan telgraf memuru Manastır'lı Hamdi Efendi'den
ben aldım. Mustafa Kemal Paşaya ben naklettim.Ben Yozgat- Akdağmadeni 'n de telgraf memuru iken 27.Ağustos 1919 da Ankara'ya naklen tayin edildim.Atatürk Sivas'tan 4 ay sonar 27 Aralık 'ta Ankara 'ya geldi. Ziraat mektebine karargâh kurdu. Bende bir gün tayin edildim ve aynı gün işe başladım.
İstanbul işgal edilmeden öncede telgraf makinesinin başında ben vardım. Ogün akşamdan sabaha kadar Erzurum'a koca bir şifre çektim. Şifrede ne yazıldığını bilmem tabi. Baştan başa rakam. Sabaha doğru başımı yastığa koydum,biraz dalmışım,hemen uyandırdılar .
"Ankara merkezi çağırıyor" dediler.
Benden başka telgraf memuru yok. Hemen makinenin başına geçtim. Sabah saat kaç bilmiyorum ama 6 Mart sabahı olacak .Telgrafla sordum:Karşımda Ankara servis posta baş memuru Manastırlı Şaban Efendiyi buldum.
-İstanbul acele sizi arıyor,yol veriyorum,konuşun dedi.
İstanbul verildi,karşıma her zaman konuştuğum muhabere memuru Manastırlı Hamdi çıktı.
-"Ben Hamdi" diye yazdı.
-"Kimsin" diye sordu.
-"Ben de telgraf memuru Rasim" dedim.
-"Aman Paşayı hemen makine başına çağır" dedi. Ben de "Ne söyleyeceksen yazdır kendisine vereyim" dedim.
-"Hayır olmaz,mutlaka kendisinin makine başına gelmesi lâzım,çok mühim" dedi.
Ben Paşaya haber gönderdim .Paşa zaten bizim muharebe odasının üstünde kalıyordu, yaver geldi. İstanbul'daki Hamdi efendiye "Paşa'nın yaveri geldi. Onunla konuş dedim."Gene:
-"Hayır olmaz, ille de Paşa gelsin,ama çok çabuk bildiğin gibi değil,koş yaver acele git.
Kemal Paşa zaten giyinmiş, hemen geldi.
-"Ne var Rasim efendi?"dedi.
-"Efendim çok mühimmiş; makinenin başına sizi istiyorlar."dedim.
-"Geldiğimi haber ver öyleyse " dedi.
Hamdi efendi:
-"Çok mühim bir maruzatım var paşam:İngilizler İstanbul'u işgal etti. Şeyhzade başında birkaç askerimizi şehit ettiler."dedi. Daha bazı hadiseler anlattı. Paşa haberleri sükunetle dinliyordu. Heyecanını ve duygularını belli etmemeye çalışıyordu.Konuşurken Hamdi efendi:
-"Aman muhabere salonuna İngilizlerle girdi." dedi.
Paşa:
- "Öyleyse bana harbiye nezaretini bağlat,yol ver." dedi. Hemen harbiye ye aldık. Makine başına Fevzi paşayı istedik. Fevzi paşa geldi. Mustafa paşa ile görüştüler. Onlar görüşürken Harbiye'deki telgraf memuru:
-"Aman İngilizler buraya da geldi." dedi. Muhabere kesildi. Mustafa Kemal Paşa bana:
-"İstanbul'u tekrar ara,Edirne'yi versinler" dedi. Biraz sonra Edirne karşımıza çıktı. Edirne muhafızı Cafer Tayyar Bey'i makine başına istedik. Mustafa Kemal Paşa ona icab eden direktifleri verdi ve Muhabere son buldu.
Ondan sonra muhaberemiz ajanlar tarafıyla devam etti. İstanbul'dan alınan bilgiler
Kartal'a getiriliyor, oradan şifre ile bize bildiriliyordu. Aynı zamanda birde P.R.merkezi
diye bir haberleşme merkezi vardı.İstandul'da yeri belli olmayan bir merkezdi. Oradan gece yarısından sonra bizi ararlar,bize uzun uzun şifreler yazdırırlardı. Zannederim bu merkez İstanbul postahanesinin zemin katında gizli bir hücre idi. Telgraf memurunun adı İhsan'dı.
-"Ben İhsan" dedimi bilirdim.
Bol bol kağıt hazırlar verdiği uzun uzun şifreleri ve verdiği rakamları yazarda yazardım.
Başka yerlerde ise: Erzurum'lu Kazım Karabekir Paşa ile,Amasya'da Cemil Cahit Bey ile, genellikle,orduların ve ordu birliklerinin bulunduğu yerlerle konuşma olurdu. Ben Heyet-i temsiliyede 7 ay çalıştım.Oradan Ankara merkezine ve kendi isteğimle memuriyetimi tekrar kendi memleketim olan Akdağmadeni'ne naklettim.
Ben tekrar memur iken Mustafa Kemal Paşayı İstanbul'la ara sıra görüştürürdüm. Mustafa Kemal Paşa İstanbul'da sadrazamla konuşurdu. Salih Paşa ile, Ali Rıza Paşa , Tevfik Paşa ile Kemal Paşa ne diyecekse söyler, bende morsla yazardım. Ben yazdıkça o okurdu,Okuduktan sonra, eğer söyleyeceği bir şey yok ise bana teşekkür eder "Allah'a ısmarladık" derdi. Giderdi. Haberleşmesi uzun sürerdi. Bir saatten fazla makinenin başında bekleyerek konuştukları olurdu. |